Pazartesi 5 Aralık 2022

Makaleler

PSİKOLOG MURAT CAN ARGIN

Aile içi iletişim hayatın her aşaması ve gelecek için oldukça önemlidir. Her anne baba hayatı boyunca çocuklarına en iyi imkânları sağlamak, onları en iyi koşullarda büyütmek ister. Aslında bunun için, yani çocuklara en iyi hayatı sağlamak için yapılabilecek en önemli ve en temel şey; ev içerisinde eşler arasında ve çocukla sağlıklı iletişimin hâkim olduğu bir ortam yaratmaktır. Sağlıklı iletişimin gerçekleştiği bir ortamda karşılaşılacak büyük küçük bütün sorunlar ciddi sonuçlara neden olmadan çözüme kavuşacak ve yaşam kalitesi oldukça yükselecektir.

Evde akşamları yemek yerken, televizyon izlerken ya da başka bir şeyle uğraşırken gün içerisinde yapılanların, karşılaşılanların anlatıldığı kısa ve yüzeysel konuşmalar aile fertlerinin ilişkisini güçlendirmenin aksine aralarındaki bağın zayıflamasına neden olmaktadır. Yapılan her öylesine konuşma gün içerisinde yaşanan duyguların, olaylara, insanlara karşı düşüncelerin, hislerin geçiştirilmesine, paylaşılmamasına sebep olmaktadır. Bu da bir süre sonra bireylerin onlar için önemli olan konuları konuşmamalarına ve birbirlerinden uzaklaşmalarına yol açar. Bunun sonucunda da anne, baba ya da çocuk bağ kurmak için dışarıda başkalarına yönelmeye başlarlar ve aile içi iletişim bağları zayıflayabilir.

Kişisel duyguların, fikirlerin paylaşılamadığı ya da bir karşılık görmediği, iletişim ve ilişki açısından doyuma ulaşılamayan evlerde kişilerin dışarıya yönelmesi sonucu aile bireyleri birbirlerine yabancılaşmaya başlamaktadır. Bu durum uzun vadede karşılıklı çatışmalara, üstesinden gelinmesi zor sorunlara yol açmaktadır.


Herkesin kendini rahatça ifade edebildiği, güvende hissettiği evlerde büyüyen çocuklar kendilerini güzelce ortaya koyabilen, kendilerine güvenen bireyler olarak yetişmektedirler. Bunun tam tersi bir ortamda yetişen çocuklar ise başkalarına bağımlı, fikirlerini ortaya koyamayan yetişkinler olurlar. Bu nedenle hem güçlü bağların oluşması hem de sağlıklı bireylerin yetişmesi açısından aile içi iletişimin önemi çok büyüktür.

Aile İçi İletişimi Neler Zayıflatır?

  • Kişilerin birbirini dinlememesi
  • Karşıdaki kişinin duygu ve fikirlerinin görmezden gelinmesi, onlara gereken önemin verilmemesi
  • Karşıdaki kişinin olduğu gibi kabul edilmemesi
  • Bireyleri ilgilendiren konuların yüzeysel bir şekilde konuşulup geçilmesi
  • Önceden yaşanmış olumsuz olaylara sıkı sıkıya bağlı kalınması ve dönem dönem bunların gün yüzüne çıkması
  • Sürekli eleştirel bir tavır takınılması
  • Karşı tarafın kendisini anlatmasına, ifade etmesine izin verilmemesi
  • Birlikte yapılan faaliyetlerin önemsenmemesi,
  • Yalan söylenilmesi
  • Karşı tarafı anlamaya değil, yargılamaya yönelik olunması
  • İlk adımın, fedakârlıkların hep karşı taraftan beklenilmesi
  • Sorunları konuşup çözüme kavuşturmak yerine küsülmesi, konuşulmaması
  • Yönlendirme yapılması
  • Tehdit etmek
  • Kişinin, karşı tarafın söylediklerinden çok kendi yorum ve çıkarımlarına inanması
  • Karşı tarafla dalga geçilmesi, onun küçük düşürülmesi
  • Şiddete başvurulması
  • Hakarette bulunulması
  • Karşı tarafa güvenmek yerine yoğunlukla şüpheyle yaklaşılması
  • Sorulan soruların cevaplanmaması, geçiştirilmesi
  • Emir içeren konuşmalar yapılması
  • İlişkide baskın taraf olmaya çalışılması
  • Karşı tarafı anlamaya değil suçlamaya yönelik bir tutumun sergilenmesi
  • Kendi fikirlerini kabul ettirme çabası
  • Yaşanan küçük problemlerin olduğundan büyütülmesi gibi yapılan hatalar aile içi iletişimin zayıflamasına ve aile fertlerinin birbirlerinden bir noktada kopmalarına neden olmaktadır
  • Aile İçi İletişim ve Bunu Güçlendirmenin Püf Noktaları
  • Aktif bir dinleyici olun. Bir aile bireyiniz size bir şey anlattığında onu dinlediğinizi, ona önem verdiğinizi beden dilinizle yansıtın
  • Her ne olursa olsun karşınızdaki kişiye saygı duyun.
  • Karşınızdaki kişiyi olduğu gibi kabul edin
  • Olaylara onun gözünden bakmaya çalışın. Empati, bütün ilişkilerin temel taşlarından biridir
  • Ailecek birlikte vakit geçirebileceğiniz etkinlikler düzenleyin. Birbirinize zaman ayırın
  • Ev içinde demokratik bir ortam oluşturun. Herkesin fikrini ortaya koyduğu ve her fikrin önemli olduğu ortam yaratın
  • Yaşanan sorunları yorum katmadan açık ve net bir şekilde ortaya koyun
  • Biri bir şey anlattığında telefon, televizyon, gazete gibi başka şeylerle uğraşmak yerine o kişiye, anlatılana odaklanın
  • Aileyi ilgilendiren durumlarda herkesin söz hakkı olmasına özen gösterin
  • Sizi rahatsız eden bir durum olduğunda susmak yerine olduğu gibi ortaya koyun
  • MUTLU ÇOCUK, MUTLU AİLE…

PSİKOLOG MURAT CAN ARGIN

Alınan besinlerin içerik ve oranları: Beslenirken fizyolojik besin piramidine mümkün olduğunca uymak gerekmektedir. Kalp ve beyin gibi yaşamsal organların ve kasların ana enerji kaynağı glikoz olduğu için, normal sağlıklı beslemede de, diyabetik durumda da, diğer metabolik rahatsızlıklar da besin içeriğinin % 50-60 kadarı karbonhidratlardan alınmalıdır. Başlıca karbonhidrat kaynakları; baklagiller, tahıllar, meyveler, sebzeler ve şekerli besinlerdir.

Günlük kalori gereksinimimizin % 15 kadarını da proteinlerden alınmalıdır. Protein insan vücudunda birçok yapının temel taşıdır. Sağlıklı kas iskelet yapısı ve hormonal durum için mutlaka belli oranda tüketilmelidir. Et, balık, tavuk, yumurta ve baklagiller başlıca protein kaynağıdır. Günlük kalorinin %15 kadarı da yağlarda alınmalıdır, ancak bunun içinde doymuş katı yağ oranı mümkün olduğunca az olmalıdır. Hayvansal besinler zaten bir miktar yağ içerir, ek olarak 1-2 tatlı kaşığı zeytinyağı tüketimi önerilebilir. Sıvı yağlar e vitamini ve içerdikleri Omega 3 ve 6 yağları içinde önemlidir.

Alınan kalori miktarı önemlidir: Alınan her fazla kalori, yağa dönüşerek vücutta depolanır ve birçok metabolik hastalığın oluşmasına neden olur. Alınacak kalori vücut kitle indeksi ve günlük aktiviteye göre hesaplanmalıdır. Öğünler: Öğünler uygun içerikte sık sıkı az az alınmalıdır. 3 ana öğün yerine 6 kez ufak öğün şeklinde beslenilmeli, besinler iyice çiğnenerek ve yavaş yavaş yenmelidir.

Protein ve karbonhidratlar: Her öğünde karbonhidrat ve protein dengeli olarak alınmalıdır. Yağlar: Özellikle katı doymuş yağ oranları % 7’nin altına düşürülmelidir. Hayvansal besinlerde zaten bir miktar yağ olduğu için bu besinlere ekstra yağ konulmamalıdır.

Enerji kaynağı: Enerji olarak kullanılacak kalori alımında taze meyve ve sebze tüketimine dikkat edilmelidir. Böylece vitamin ve posa alımı da sağlanmış olur. Tahıl ürünleri de belli oranda öğünlerde yer almalıdır. Hem kan şekerinin düzenlenmesi hem de doyma hissi oluşması açısından önemlidirler. Özellikle kepekli ve az rafine tahıllar tüketilmelidir.

Şeker ve tatlı tüketimi: Basit şeker ve şekerli ürünler günlük kalori içinde mümkün olduğunca azaltılmalıdır. Basit şekerler hem kan şekerini hızla yükseltir, hem de fazla kalori nedeniyle şişmanlamaya neden olur.

Su ve sıvı besinler: Günlük su ve sıvı tüketimi hem sindirimin düzenli olması hem de fizyolojik olayların düzgün oluşması için önemlidir. İnsan vücudundaki bir çok biyokimyasal reaksiyon su ile gerçekleşir.

Besinleri saklama ve pişirme yöntemleri: Besin maddelerinin tazeliklerini, lezzetini korumak için saklama ve pişirme tekniklerine dikkat etmek gerekmektedir. Ayrıca uygun pişirilmeyen besinlerin vitamin ve protein değerleri de azalır.

Egzersiz: İnsan vücudunun sağlam kalması ve ideal kilo için düzenli egzersiz çok önemlidir. Özellikle yürüyüş, yüzme, bisiklete binme gibi izotonik karakterde ve birden fazla kas grubunun çalıştığı egzersizler hem enerji harcama hem de vücudun direnç kazanması yönünden önemlidir.

 

PSİKOLOG MURAT CAN ARGIN

Stres Nedir?

Stresi kişinin biyolojik ve psikolojik dengesinin bozulmasına karşı gösterdiği tepki olarak tanımlayabiliriz. Bu tepki direnç, güçlük ve baskıyla birlikte objelere, kişilere ve ruhsal yapıya yönelik olabilir. İnsanlar birçok durum ve ortamda stres yaşayabilir. Fakat her insanın strese karşı aynı tepkiyi göstermezler farklı değerlendirmelerde bulunabilir. Kimi için stres itici bir güçken kimisi için motivasyon düşürücü bir etki yaratabilir.

Birbirinden farklı birçok stres unsuru vardır; fakat Hans Selye’ye göre, strese verilen fizyolojik tepki her zaman aynı aşamalarda gerçekleşir. Bu tepkiyi genel uyum sendromu adını verdiği 3 aşamalı bir modelle açıklar

1- Alarm: Stresin fark edildiği an verilen tepkidir. Bu aşamada adrenalin bezleri tarafından daha çok hormon salgılanır, kan basıncı yükselir, solunum artar ve kaslar gerilerek vücut kendini korumaya çalışır. Gösterilen bu tepkilere rağmen stres kaynağı varlığını devam ettirirse ikinci aşama olan direnç aşamasına geçilir.

2- Direnç: Bu aşamada bireyin bedeni, bozulan dengesini toparlamak için psikolojik ve fiziksel enerji harcar. Birey aktif olarak stresle mücadele eder. Bu aşamada yoğun enerji harcandığı için bireyde aşırı yorgunluk duyar. Ayrıca kaygı, gerginlik ve alınganlık bu aşamada gözlenen diğer belirtilerdir. Birey stresi yenmekte başarılı olursa fiziksel semptomlar ortadan kalkar; aksi takdirde tükenme aşamasına geçilir.

3-Tükenme: Bu aşamada direnç yok olur ve stresin kötü etkileri görülmeye başlanır. Direncin yokluğu neticesinde beden psikolojik ve fizyolojik hastalıklara açık hale gelir.

Stresin Belirtileri Nelerdir?

  • Kan şekerinin yükselmesi,
  • Baş ağrısı, baş dönmesi, boyun ağrısı,
  • Kasların gerginliğinin artması, kasılma
  • Ağızda ve boğazda kuruluk,
  • Saç dökülmesi
  • Bitkinlik,
  • İştahsızlık, zayıflama,
  • Çok yemek yeme, oburluk,
  • Ellerde, ayaklarda terleme,
  • Uykusuzluk, aşırı uyku, dengesiz uyku,
  • Uykuda diş gıcırdatma, konuşma,
  • Mide, bağırsak, sindirim bozukluğu,
  • Bulantı, kusma, ishal,
  • Konuşma güçlüğü, az ya da çok konuşma           

    Stres Kaynakları 

    Çevresel etmenler( Hava, yol durumu vb. ),

    Toplumsal etmenler (ödenmesi gereken borçlar, yetişmesi gereken işler, iş değiştirme, sınav, sevdiğimiz kişileri yitirme vb.),

    Fizyolojik etmenler (ergenlik dönemi değişiklikleri, menopoz, hastalıklar, yaşlanma, kötü beslenme, kalitesiz uyku vb. ),

    Kendimizden kaynaklanan etmenler (Beynimiz dış dünyada ve iç dünyamızda olan biten karmaşık değişiklikleri yorumlar ve “ olağanüstü durum tepkisi” verme kararı alabilir).

    Stres aynı zamanda birçok hastalığı da beraberinde getirir:

    Depresyon ve anksiyete bozukluğu, kilo artışı veya sağlıksız kilo kaybı, egzama gibi cilt sorunları, çeşitli kalp hastalıkları, uyku sorunlarının yaşanması, hafıza problemleri ve zihinsel sorunlar (Alzheimer, Demans), bağışıklık sistemi hastalıkları, üreme sorunları, ağrı, kalp hastalıkları gibi hastalıklar.

    Stres yönetimi nedir, Stres nasıl kontrol edilir?

      Stres yönetimi (stres kontrolü), stres adına kullanılan bir yaklaşım adıdır. Bu yöntem bizleri hareket etmeye, doğu tercihler yapmaya ve başarılı olmaya yönlendirir.

    Stres, içinde bulunduğumuz zaman gereğince mecburen karşılaşmak durumunda olduğumuz husustur. Kelime anlamı olarak zihinsel ve duygusal gerginlik anlamı taşır. Stres yönetimi ise bu karşılaşılan çeşitli noktalarda daha sağlıklı, temkinli ve doğru davranmaya yönelim oluşturur.

    Bitirmemiz gereken işler, üzerimize aldığımız sorumluluklar, karşılaştığımız ve sonrasında travmasını yaşadığımız olumsuz durumlar, çevresel çatışmalar ve maddi problemler vücudumuzda stres oluşumunu tetikler. Bu gibi durumlar süreklilik kazandığında ise bireyler stres halini yönetememeye başlarlar. Sonuç evresinde kişiler depresyon, uyku bozuklukları ve sağlık sorunları gibi problemler yaşamaya başlar.

    Stres de aslında diğer tüm duygu, davranış ve tepkiler gibi olması gerekli bir husustur. Fakat burada önemli olan stresin boyutu ve sürecidir. Sürekli stres ile yaşamak başka sorunlarında meydana gelmesine yol açar. Bu nedenle stres yönetimi (stres kontrolü)büyük önem taşır.

    Bazı bireyler yaşadıkları tüm bu stresli ve sıkıntılı zamanlarda kendilerini alkol, sigara, ilaç gibi maddelere yönlendirirler. Oya bu durum problemin daha çok ilerlemesine neden olacaktır. Eğer stres konusunda problemleriniz mevcutsa ve bunun yaşantınızı büyük ölçüde etkilediğini düşünüyorsanız stres yönetimi terapisi adına destek almanız gerekir.   

    STRES KONTROLÜ NASIL YAPILIR?

    Stres kontrolü, bir plan eşliğinde gerçekleştirilir. Yaşamınızda sizi strese sokan şeyler genellikle istediğiniz halde yapamadığınız ve rahatlamak için kendinize vakit ayıramadığınız hallerdir. Bu nedenle hayatınızı planlamanız gerekir. Bu plana çalışmanız gereken, eğlenmeniz gereken ve dinlemeniz gereken zaman dilimleri eklenir. Yaşantınızın tümünü çalışmaya ya da tümünü eğlenmeye harcarsanız monotonlaşmanız ve stres duymanız oldukça normaldir.

    Bu noktada çalışmanız gereken zamanda sadece çalışmaya, eğlenmeniz gereken zamanda sadece eğlenmeye ve yine aynı şekilde dinlenmeniz gereken zamanda sadece dinlenmeye odaklanmalısınız. Yapmanız gereken eylem hangisi olursa olsun olumsuz düşünceleri kafanızdan atmalı ve olumlu düşünceye yönlenmelisiniz.

    Böylelikle stres meydana gelse dahi yatıştırmak ve stres yönetimi sağlamak için kendinize zaman yaratabilirsiniz. Her zaman gerçekleştirdiğiniz eylem sırasında düşüncelerinizden uzaklaşmak ve eyleminize yoğunlaşmak mümkün olmayabilir. Özellikle stres düzeyi yüksek birey bu aşamada zorluk yaşarlar. Bu nedenle stres yönetimi terapisi bireylerin karşısına en doğru destek olarak çıkar.

                                                                                                                                                             

PSİKOLOG MURAT CAN ARGIN

Duygusal zeka terimi ilk kez 1990’larda Salovey ve Mayer tarafından “Kişinin kendisinin ve başkalarının duygu ve hislerini gözlemleyebilme, aralarındaki farkı ayırt edebilme ve kişinin düşünce ve hareketlerine rehberlik etmesi için bunu kullanabilme yeteneği’ olarak tanımlanmıştır. Bu tarihten sonra duygusal zeka konusunda birçok teori ve tanımlamalar yapılmış̧ olmakla birlikte günümüzde halen bu alanda çalışmalar ve duygusal zeka gelişimi etkileyen faktörler ile eğitimi konusunda araştırmalar devam etmektedir.

Erikson duygusal zekayı, kişiliğin çeşitli yönlerini başarılı bir şekilde bütünleştirme yeteneği olarak tanımlayarak benlik bütünlüğü olarak adlandırmaktadır.

Cooper ve Sawaf’a göre Duygusal zeka; duyguların gücünü, insan enerjisi, bilgisi, ilişkileri ve etkisinin bir kaynağı olarak duyumsama, anlama ve etkin bir biçimde kullanma yeteneği olarak tanımlanabilir.

Goleman’a göre Duygusal zeka, “kendini harekete geçirebilme, aksiliklere rağmen yoluna devam edebilme, dürtüleri kontrol ederek tatminini erteleyebilme, ruh halini düzenleyebilme, sıkıntıların düşünmeyi engellemesine izin vermeme, kendini başkalarının yerine koyabilme ve ümit besleyebilme  yeteneği’’dir.

Reuven Bar-On ise duygusal zekayı, “birisinin çevreden gelen baskı ve taleplerle başa çıkmayı başarma yeterliğini etkileyen; bilişsel olmayan yeteneklerin ve becerilerin bir düzenlemesi” olarak tanımlamıştır.

1.Kişisel beceriler: Kişisel beceriler, bireyin kendisiyle olan ilişkisi, sahip olduğu değerlerdir.

Benlik ” kişinin kendisini doğru bir şekilde algılaması, anlaması ve kabul etmesidir. Duygusal zekanın bu bileşeni güvenlik, içsel güç, kendine güven ve biricik olduğuna inanmak hisleriyle ilişkilidir.

“ Öz farkındalık” kişinin duygularının farkında olması ve onları anlamasını ifade etmektedir. Bu beceri kişiye duygularını tanımayı, birbirinden ayırt etmeyi, çeşitli duyguları neden ve niye hissettiğini bilmeyi kazandırmaktadır.

Girişkenlik becerisi” kişinin duygularını ve genel olarak kendisini rahatlıkla ifade edebilmesini içermektedir. Bu kişiye, duygularını, düşüncelerini, inandıklarını anlatma ve yıkıcı olmayan tarzda hakkını savunma becerisi sağlamaktadır. Bu beceriye sahip kişiler fazla kontrolcü, tacizkar, saldırgan veya utangaç olmadan rahatlıkla kendilerini açabilen kişilerdir.

Bağımsızlık”, başkalarına duygusal olarak bağımlı olmamayı ifade etmektedir. Bu tür kişiler hayatlarıyla ilgili önemli kararlar alırken ya da planlar yaparken kendilerine güvenmektedir ve karar vermeden önce başkalarının fikirlerinden pek fazla etkilenmemektedirler. Bağımsızlık, başkalarından destek veya koruma alma gereksinimi duymamaktır.

Kendini gerçekleştirme”, kişinin varolan potansiyelini kullanarak amaçlarına ulaşmasıdır. Kişi potansiyelinin farkına varmalıdır. Kendini gerçekleştirme, kişisel tatminle yakından ilgilidir.

Genel olarak bakıldığında kişisel boyut, kişinin duygularından, zayıf ve güçlü yönlerinden haberdar olmasını ve zarar görmeyecek şekilde kendisini ifade edebilmesini içermektedir. Kişisel beceriler yeteneği yüksek olan kişiler duygularını rahatlıkla ifade edebilmekte, düşünce ve değerlerine güvenmekte ve başkalarını da bunlara inandırabilmektedir

2.Kişilerarası boyut: kişiler arası yetenek ve faaliyetlerin altını çizmektedir.

Empati” başkalarının duygularının farkında olmak ve onları anlamaktır. Empatik kişiler çevrelerindeki kişileri duygusal olarak okuyabilmektedir. Psikopatinin oluşumu bu alt boyuttaki eksiklikten kaynaklanmaktadır.

Sosyal sorumluluk” kişinin aile, arkadaş̧ grubu gibi ait olduğu sosyal grup üyeleriyle işbirlikçi, yapıcı ilişkiler kurabilmektir. Bu alt boyut ile ilgili beceri eksikliği olan kişiler anti sosyal tutumlar göstermektedir.

Kişilerarası ilişkiler” alt boyutu ise başkalarıyla tatminkâr, sağlıklı ilişkiler kurabilme becerisidir. Bu beceri başkalarıyla karşılıklı olarak sevgi, şefkat ve yakınlık kurmaya işaret etmektedir. Genel olarak ele alındığında kişilerarası ilişkiler boyutu diğer insanları anlama, onlarla sağlıklı ilişkiler kurabilme yeteneklerine işaret etmektedir.

3.Uyum sağlama: 
Kişinin çevresinden gelen istek ve taleplerle uygun biçimde baş etmede ve problemli durumları anlama ve uygun çözümlere ulaşmada esnek ve gerçekçi olmaktır.

Gerçeklik”, kişinin hislerini ve düşüncelerini gerçeklik boyutunda değerlendirmesidir. Diğer bir deyişle, karşılaşılan durumun doğru ve nesnel olarak algılanmasına işaret etmektedir.

Esneklik” alt boyutu, kişinin duygu, düşünce ve davranışlarını karşılaştıkları yeni durumlara göre ayarlamalarıdır. Bu beceriye sahip olan kişiler yeni düşüncelere, eylemlere açıktırlar.

Problem çözme becerisi”, karşılaşılan problemleri tanımlama ve etkili çözüm yollarını bulma yetisidir. Bu beceri,

  • problemin varlığını hissetme ve etkili bir şekilde çözeceğine dair kendine güven duyma,
  • problemi açık bir şekilde tanımlama ve formüle etme,
  • olası çözüm yollarını bulma,
  • her çözüm yolunu değerlendirerek en uygun olanı seçme aşamalarından oluşmaktadır.

4.Stres yönetimi: Stresli durum ve olaylar karşısında çok tepki vermeden, pozitif şekilde başa çıkabilme yetisini göstermektir.

“Stresi tolere etme” stresli durum ve olaylar karşısında çok tepki vermeden, pozitif şekilde başa çıkabilme yetisini göstermektedir. Bu beceri; stres yaratan durumla ilgili çözümü bulabilme, ne yapacağını, nasıl yapacağını bilme, yeni tecrübe ve değişikliklere karşı iyimser bir tavır içinde bulunma, stresli bir durumla başa çıkabileceği inancına sahip olma yeteneklerini kapsamaktadır. Bu tür kişiler kaygı, ümitsizlik, çaresizlik yaşamadan karşılaştıkları kriz ve problemlerle başa çıkabilmektedirler.

“Dürtü kontrolü”, kişinin arzu ve isteklerini engelleyebilme veya erteleyebilme becerisidir. Bir nevi nefis terbiyesidir. Bu beceriden yoksun kişiler düşük kontrol, öfke problemleri, engellenmeye tahammülsüzlük, saldırganlık davranışları göstermektedir.

Genel olarak bakıldığında stresle başa çıkma boyutundaki beceriler, umutsuzluğa kapılmadan ve kontrolü kaybetmeden stresle baş etme, problemli zamanlarda soğukkanlı kalabilmeyi içermektedir.

5.Genel ruh durumu: Kişinin yaşamdan zevk alması, neşeli, olumlu, umutlu, iyimser olması ile ilgili yeteneklerdir

“İyimserlik” alt boyutu yaşama karşı olumlu ve ümit taşıyan bir tutum takınmış olmayı anlatmaktadır.

 “Mutluluk”, kişinin kendisine, çevresine ve genel olarak yaşama karşı memnuniyet duymasına işaret etmektedir. Bu beceriye sahip kişiler kendi yaşamlarından ve genel olarak hayattan zevk almaktadır.

Duygusal zekanın ruh sağlığında önemi

Duygusal zekası yüksek çocuk ve ergenler daha az okul problemi yaşamakta, daha fazla akademik performansa sahip olmakta, daha az akran zorbalığına maruz kalmakta, daha pozitif başa çıkma stratejileri geliştirmekte, daha yüksek sosyal destek algılamakta, kendine güvenleri daha yüksek olmakta, daha az ebeveyn çatışması yaşamaktadır.

Duygusal zeka erişkinlerde daha az depresyon ve kaygı yaşanmasına, daha az alkol madde kullanımına, daha gelişmiş sosyal ilişkilere neden olmaktadır ve daha iyi evlilik ilişkisi ile bağlantılıdır. Ruh sağlığı patolojilerinde duygusal zeka ya sahip olanlar daha iyi terapotik ilişki kurabiliyor ve terapiden faydalanma olasılıkları ve faydalanma hızları artmaktadır. Duygusal zekaya sahip bireylerde özellikle psikosomatik hastalıklar çok az görülmekte ve görüldüğü zaman çok daha iyi bir şekilde tedavi edilebilmektedir.

 

ENGELLİ BİREYLERLE EVDE YAPILABİLECEK ETKİNLİKLER

PSİKOLOG MURAT CAN ARGIN

 

BOYAMA ETKİNLİĞİ

  • Boyanan yerden haberdar olmasının sağlanması (ÖRN: Ortadan ikiye katlanmış kağıdın yarısını boyaması)
  • Tasarlanan alan içinde kalma yeteneğinin geliştirilmesi (ÖRN: Basit şekilleri boyama)
  • Verilen kompozisyona uygun şekilde boyama. (Ö
    • Boyamada kullanılacak aracın uygun şekilde tutulması.
    • Rastgele boyama yaptırılması
    RN: Karışık şekiller içinden istenileni boyoyabilmesi.)

 

BİRLİKTE KESME ETKİNLİĞİ

  • Makasın düzgün bir şekilde elde tutulması
  • Verilen kağıdı kendi isteği doğrultusunda kesme, biçimlendirme.
  • Verilen kurala uygun şekilde kağıda çizilmiş öncelikle kalın çizgiyi sonrasında ise ince çizgiyi kesmeyi öğrenmesi.
  • Basit şekilleri keserek kağıttan ayırması.
  • Daha karmaşık şekilleri keserek verilen görevi tamamlaması.

Not: Her seviye yeterince öğretildikten sonra diğer seviyeye geçilmelidir. Bu gelişim her çocukta aynı seviyede ve zamanda olmayabilir. Öğretilmeye çalışılan her etkinlik en az 5 seviyeye ayrılmalıdır.

 

Etkinlik adı: Hangisi yok?

Amaç: Alıcı dil ve ifade edici dil yeteneğini uygulayabilme.

Araç-Gereç: Çeşitli oyuncaklar.

Uygulama: Bir masa üzerine çeşitli oyuncaklar düzenli olarak koyulur. Çocuğa masa üzerindeki eşyalara dikkatli bir şekilde bakması söylenir. Sonra çocuk masa üzerindeki eşyalara arkasını döner. Çocuk masa üzerinde gördüğü eşyalardan hatırlayabildiği kadar eşya adı sayar. Daha sonra gözlerini kapatır. Masadan bazı oyuncaklar alınır. Gözlerini açtıktan sonra hangi oyuncakların alındığı sorulur. Gözleri kapalıyken masadaki eşyaların yerleri değiştirilir. Hangi eşyaların yerleri değiştirildiği sorularak, eski yerlerine geri getirmesi istenir.

 

Etkinlik Adı: Top Becerileri

Amaç: Çift el göz koordinasyonuna yönelik becerileri uygulayabilme.

Araç-Gereç: Top

Uygulama: Çocuk yerde bacakları açık bir durumda kendisi ile aynı pozisyonda olan anne/babası ile karşılıklı bir biçimde oturur. İki el ve parmaklarıyla topu işaret edilen yere doğru ileri geri yuvarlar. Topu tutarak ayağa kalkar. Topu yere düşürür ve ikinci üçüncü sıçramasında yakalar. Topu ileri doğru atar. Atarak ve tutarak topla oynar.

 

Etkinlik Adı: Beden Becerileri

Amaç: Bütün vücut denge ve koordinasyonunu uygulayabilme, vücut parçalarının hareketlerini yapabilme, temel duruşları yapabilme, planör duruşu yapabilme.

Çocuğun düzeyine ve fiziksel yeteneğine yönelik hareketler gösterilir. Öncelikle veli yapar. Sonrasında çocuktan yapmasını ister. Hareketi yaparken çocuk kendi başına yapamayacak düzeydeyse fiziksel yardım ile desteklenebilir. Aşamalı bir şekilde kolay düzeyi geçtikten sonra hareketlerin seviyesi arttırılarak çocuğun ideal potansiyeli keşfedilir.

 

Etkinlik Adı: Bil Bakalım

Çocuğun gözünü bir bandaj ile bağlayın. Önüne farklı nesneler koyun. Dokunarak ne olduğunu tahmin etmesini sağlayın. Farklı günlerde deneyin ve doğru bildiği nesne sayısı gün geçtikçe artmış mı kontrol edin.

2020/MART

DOWN SENDOMU İLE İLGİLİ TANIM TARİHÇE  ve ÖZELLİKLERİ

                                                                                                    

ÖZET

Bu derleme ülkemizde Down sendromu teşhisi konmuş bireyler için farkındalık oluşturma ve bilgilendirme amaçlı yazılmıştır.Derleme hazırlanırken google akademik arama motorundan “Down Sendromu Nedir ve Tanımı” “Down Sendromu ile ilgili Makaleler”  “Down Sendromu Derneği” “Her Yönüyle Down Sendromu” anahtar sözcükleri kullanılarak ulaşılan çalışmalardan yararlanılmıştır.

GİRİŞ VE AMAÇ

       Yirminci yüzyılın başlarında, Down Sendromlu çocuğu bulunan ebeveynlere çok karanlık bir tablo çizilmekteydi. Onlara çoğunlukla çocuklarının çok uzun yaşamayacağı, asla yürümeyeceği, konuşmayacağı hatta kendi anne babalarını bile tanımayacakları anlatılmaktaydı.(1).

       Yetmişli ve seksenli yıllara gelindiğinde, Down Sendromu ile doğan çocuklara normal çocuklara verilen sağlık hizmetleri uygulanmaya başlamıştır. Sağlık hizmetlerindeki ilerlemelerden dolayı bu çocukların yaşam beklentisi ileri derecede artmıştır. Neonatal tıpla ilgili sağlanan gelişmeler preterm ve düşük doğum ağırlıklı Down Sendromlu bebeklerin de yaşam şansını arttırmıştır (2). Doğumsal kalp hastalıklarının prenatal tanınması ve erken evrede cerrahi girişimlerle düzeltilmesi Down Sendromlu çocukların yaşam sürelerini uzatmıştır, yaşam kalitelerini arttırmıştır (1, 2).

 2020/MART

OTİZM SPEKTRUM BOZUKLUĞU

 

ÖZET

    Otizm Spektrum Bozuklukları ya da eski adıyla Yaygın Gelişimsel Bozukluklar şeklinde isimlendirilen sosyal etkileşimde belirgin farklı tutumlar, takıntılı ve tekrarlanan davranışlar, motor becerileri iyi kullanamama gibi birçok semptom ile karakterize nörolojik bir hastalıktır. Hastalıkla ilgili bilgilerimize en önemli katkılar, LeoKanner ve HansAsperger gibi araştırmacıların bireysel çalışmaları olmuştur. Otizm tanısı konan bireyler ve aileleri oldukça zor ve karmaşık bir süreç yaşayabilmektedirler.Bu nedenle Otizm Spektrum Bozukluğu ile ilgili araştırmalar ve uygulamalar yol göstermesi açısından önem taşımaktadır. Bu derleme Otizm Spektrum Bozukluğunu araştıran tezler, makaleler değerlendirilerek özetlenmiştir.

Anahtar Kelimeler: Otizm spektrum bozukluğu, yaygın gelişimsel bozukluklar